‘Eğer açlık derdi olmasaydı,
Ne avcı tuzak kurardı, ne de kuş tuzağa düşerdi.’
Doğasındaki aç kalma korkusu insanı:
Meşru ya da, gayri meşru yollara saptırabilir.
***
Ve maalesef ki,
Rollerin her an değişebildiği bir dünyada:
Hayatta kalmak için hep avcı durumundayız!
***
Zaten mesele de bu noktada düğümlenmekte.
Bugünlerde ‘oruç’ ikliminde olduğumuzdan…
Kul olduğumuzun farkına varma,
Nimetlerin değerini anlama, nefsi terbiye etme,
Toplumdaki muhtaç insanların durumlarını anlama gibi
Meşru noktalara dem tutmaktayız.
***
Oysa savaşsız ve barış içinde bir dünya hayal ederken;
Dünyanın birçok yerinde milyonlarca insanı aç, susuz…
Evsiz- barksız ve yaşam hakkından mahrum bırakan,
Malum ‘Siyonist’ zihniyete başkaldıramamaktayız.
Ve dahi onurlu ve güçlü bir şekilde haykırarak:
‘Hangi coğrafyadan, hangi iklimden, hangi renk ve dilden,
hatta hangi dinden olursa olsun insan, insandır’ diyememekteyiz..
Birilerine garip gelebilir…
***
Sitemim bundan sonra biz Müslümanlara!
Şüphesiz ki, iri, diri ve muktedir bir devlet olursak sözümüz dinlenir.
***
Ancak Müslüman; Kur’ani ve Muhammedi anlayışa…
Yaşam tarzına sahip olmadıkça da,
Dünyaya huzur geleceğine inanmamaktayım.
***
Hep barış içinde, kabiliyetler ölçüsünde,
Adil ve hakça paylaşıma sahip bir düzeni özledik.
Fakat sadece hep özledik!
***
Beni sokmayan yılan bin yaşasın…
Ve dahi ‘bana ne’ teraneleriyle kendimizi uyuttuk.
Sonra da çölde kalmış insanlığa…
***
Yılda bir kez sadece bir damla su vermekle,
Barışı kurtaracağımızı zannettik!
***
Sevgiye dayalı bir inançtan uzaklaşıp,
Gösterişe ve şaşaaya dönük bir dünya kurduk kendimize.
Ötekileştirme-yabancılaştırma çukuruna düştük.
***
Ey inananlar!
Hep birden barışa girin.
Sakın şeytanın peşinden gitmeyin.
***
Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır; öğretisini unutur olduk.
Yeryüzünde sürdürülebilir barışı sağlamak,
Kalıcı huzuru oluşturmak için sadece sözde temennide bulunduk.
Sahip olduğumuzu zannettiğimiz,
Gerçekte ise uzak kaldığımız temel dinamikler için…
***
Hep birilerinin savaşmasını bekledik.
Bu yaşamda var olmayı…
Başarılı kalmayı ‘avcı’ olmakta zannettik.
Hakkı, hukuku, adaleti ‘güce’ bağladık.
İlimden, irfandan, marifetten uzak dünyamızda,
Yobazca yaşayıp durduk!
***
Gerçek âlemi ise bir tabak çorba ile satın almaya çalıştık.
Saf ve temiz inanç manzumelerini kavramak yerine,
Karmaşık ve paradoks düşüncelerin esir olduk.
***
Müslüman’ca yaşamadan…
Müslüman bir devlet istedik!
Sonrası mı? Hep avcı kalmak için didindik durduk.
O tuzaklara bizim de düşebileceğimizi hiç düşünmedik!
Aslında bu ‘oruç’ zamanı söyleyecek o kadar şeyler var ki…
Bir tanesiyle şimdilik bitireyim.
***
Ne avcı… Ne de av olan bir anlayışı değil,
Gerçek bayramı yaşamak istiyorsak:
Düşünmeye sevk eden,
vicdan sahibi olmayı emreden,
Barışı içinde barındıran, yaşatan bir inanca;
Sımsıkı sarılmalıyız.