Türkiye’de 2 Mayıs 2020 itibarıyla 124 bin 375 koronavirüs vakası var, 3 bin 336 kişi de hayatını kaybetti. Vaka sayılarının doğru olup olmadığı ise tartışılmaya devam ediyor. Koronavirüs testi negatif çıksa da bulguları taşıyan hastaların kaydı tutuluyor ancak bu sayılar paylaşılmıyor. Türkiye’de açıklanan vaka sayıları sadece PCR testi pozitif çıkanları kapsıyor.  

Medyascope özel yayınında, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Covid-19 İzleme Grubu üyesi ve halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Pala, bir hastanın rahatsızlığının belirlendiği andan itibaren sürecin nasıl işlediğini şu şekilde anlattı:  

“Bu hastalıkla ilgili herhangi bir yakınması olan, yüksek ateş, öksürük, göğüs ağrısı, nefes darlığı gibi rahatsızlıkları olanlar sağlık kuruluşlarına başvurduklarında hekimler tarafından muayene edilince eğer Kovid-19 hastalığıyla ilişki kurulabiliyorsa ‘Covid-19 olası vaka’ olarak kayıt altına alınıyor. Bundan sonra tomografi, kan testi gibi tetkikleri isteniyor. Hem de kendilerinden ağız ve burun sürüntüsü alınarak PCR testi yapılmak üzere laboratuvara gönderiliyor. Bu ana kadar olası vaka olarak giriliyor. Bundan sonra laboratuvardan PCR testinin pozitif olduğu bilgisi gelirse olası vaka, kesin vaka olarak kayıt sisteminde yer alıyor. Eğer gelen sonuç negatifse bildirimlerde Kovid-19 olarak kayıtlara yansımıyor.”

'VAKALAR KABACA 450-500 BİN CİVARINDA'

 Covid-19 klinik tablosu olduğu halde testi pozitif gelmeyenlerin oranı, pozitiflerle kıyaslandığında belki üç kat, belki dört kat daha fazla olduğunu belirten Pala, "Sağlık Bakanlığı kayıtlarında olası, kuşkulu vaka sayısının 600 binin üzerinde. Ege Üniversitesi Rektörü geçenlerde bir açıklama yaptı, tıp fakültesi hastanesine gelenlerle ilgili bir döküm sundu. Kovid-19 yakınmalarıyla başvuranlar içinden doktorların hastaneye yatırdıklarından alınan örneklerde PCR testinin pozitif gelme oranı yüzde 26 olarak açıklandı. Bu şu demektir, her bildirilen bir vakaya karşı bildirilmeyen ama kliniği Kovid-19’a uygun üç vaka daha var. Dolayısıyla 120 binlerde olan vakaların kabaca 450-500 bin civarında olduğunu söylemek yerinde olur. Zaten Sağlık Bakanlığı kayıtlarında da olası, kuşkulu vaka sayısının, ön tanıya girmiş vaka sayısının 600 binin üzerinde olduğuna ilişkin bilgilerimiz var” dedi.

İKİLİ KOD SİSTEMİ
Türkiye’de iki kod yerine tek kod kullanılmasına dair de konuşan Pala, şunları kaydetti: 

“Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 26 Mart’ta tüm dünyaya çağrıda bulunarak özellikle PCR testinin yapılamadığı ya da testlerin negatif gelmesi nedeniyle tam tanı koymada sıkıntılar yaşandığı göz önüne alınarak tek başına PCR testiyle yetinilmemesini, hastada klinik olarak bulguların olması halinde başka bir kodla hem vaka hem ölüm sayılarına eklenmesini istemişti. Kesin tanı kodu U07.1, olası ve kuşkulu tanılar için de U07.2 olarak açıklandı. 16 Nisan’da bu konuda çok kapsamlı belge yayımlayarak, ölüm sayıları üzerinden örneklerle nasıl kullanılması gerektiğini göstermişti ama malesef ülkemizde bu ikili kod sistemi kullanılmıyor. İngiltere’de ikili kod sistemi kullanılıyor ve sunmaya başladılar. Almanya’da, İspanya’da da kullanılıyor. Örneğin, New York’ta hastanede ölenleri bırakın, evlerinde ölenlerle ilgili geriye dönük bir taramayla şüphelenilen Kovid-19 olarak kayıtlara geçti.” 

'ŞEHİR HASTANELERININ COVID-19 İLE
MÜCADELEDE CİDDİ BİR KATKISI YOK'

Pala, aynı zamanda “Türkiye’de Sağlıkta Kamu-Özel Ortaklığı – Şehir Hastaneleri” kitabının da yazarı. Şehir hastanelerinin salgınla mücadelede ekstra bir katkısı olduğu iddialarını reddeden Pala, Bursa’da inşa edilen şehir hastanesinde nisan ortasına kadar test dahi yapılamadığını anlattı:

“Şehir hastanelerinin koronavirüsle mücadelede ciddi bir katkısı olmamıştır. Şehir hastaneleri açılırken, onların yatak sayılarına sahip bir o kadar devlet hastanesi kapatıldı. Dolayısıyla şehir hastanelerinin ek yatak kapasitesi sağlaması mümkün değil. Örneğin, Bursa’da şehir hastanesi açılırken üç tane, Ankara’da açılırken altı hastane kapatıldı. Kapatılanların 13’e varması bekleniyor. Bu da insanlara ulaşımda sıkıntılar yaşattı. Bu hastaneler, pandemi (salgın) hastanesi olarak ilan edildi ve başka rahatsızlığı olan insanlar bu hastanelere gitmeye çekiniyorlar. Oysa altı hastane elimizin altında olsaydı üç tanesi pandemi hastanesi olabilir, diğer hastaneler pandemi dışında kalan sorunlar için kullanılabilirdi. Bakmayın isimlerinin şehir hastanesi olduğuna, şehrin dışında oldukları için de ciddi ulaşım sorunları yaşanıyor.

Tüm bunların yanında yüksek maliyetleri olduğu bilinen teknik yaklaşımlarda eksik kalındı. Örneğin, Bursa’daki şehir hastanesi nisanın ortasına kadar PCR testi yapamadı, buradaki hastalardan alınan örnekler Ankara’ya gönderildi. Bu hastane, 500 milyon euronun üzerinde yatırımı olduğu bilinen bir hastane. Binaların yeni bina olması, hastaların tek kişilik odalarda kalması kolaylık sağladı ancak bunun için bu kadar yüksek paralar harcamaya gerek yoktu. Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre bu yıl itibarıyla 10 hastane için ilk üç ayda 1.5 milyar lira sadece kira ödenmiş durumda. Bu paraların 10’da biriyle kira vermeye gerek kalmaksızın var olan hastaneler kamunun malı olarak kullanılabilirdi. Burada, küresel sermayeye kaynak aktarımı vardır.”
Kaynak/Gerçek Gündem