yytuzlaistanbul @ gmail.com

Sadece özgürlük(ler) ve farklılık(lar) mı?

Yoksa güç ve kalkınma mı? Veya…

Bu iki temel dinamiğin birlikteliği mi?

Yani, diğerini rahatsız etmeyen özgürlüklerin sınırsız olması,

Farklılıkların ortak ‘Ülkü’de birleştirilmesi,

Toplumun temel değerlerinin daha da güçlendirilmesi,

Ve dahi öteden beri özlenen kalkınmanın sağlanması!

Tartışma konumuz: Bunu hangi sistemde yapacağız?

CHP ve destekçileri, mevcut parlamenter sistemin devamından yana.

MHP’yi ayrı tutuyorum!

Çünkü her zaman en kritik ve sıkıntılı anlarda,

‘Devletinin ve milletinin’ yanında olmuştur.

Bu önemli meseleyi de ‘millete soralım’ diyor!

AK Parti ve kahir ekseriyet ise ‘başkanlık’ istiyor.

Görülen o ki, ‘köklü değişimi savunanlar ile statüko yanlıları,

önemli bir mücadeleye girmiş…’

Ve şüphesiz ki, bu mücadelenin nihai kararını da ‘millet’ verecektir.

Dikkatle incelenirse: ‘Başkanlık sistemiyle’ federatif bir yapı oluşur…

Ülke bölünür diyenlerin ellerinde ‘teknik’ bir veri bulunmamaktadır.

Temel argümanları tamamen: ‘Siyasidir!’

Ve bu kesim(ler)…

Başkanlık sisteminin: Yasama, yürütme ve yargı arasında

denge sağlayan demokratik bir düzen olduğunu bilmelerine rağmen;

Başkanlığın: Tek adamlık…

Otoriterlik ve diktatörlük anlamına geldiği algısını oluşturarak,

Dünyadaki uygulamaları milletin gözünden kaçırmaya çalışmaktadırlar.

İşin hakikatinde her iki sistem de temelde;

siyasi iradenin hukukla sınırlandırıldığı yönetim sistemleridir.

Sorun uygulamadaki ‘hız’ ve ‘reflekslerden’ kaynaklanmaktadır.

Başkanlık sisteminde: Siyasi irade ne kadar güçlü olursa; ekonomik,

kültürel ve sosyal alanda, kendini toplumda ‘ayrıcalıklı’ gören

oligarşist zihniyetin beli kırılır. Ve…

Milletin tamamının direk katıldığı bir yönetim sistemi oluşur.

Eğer amaç millete hizmet etmek ise bilinmelidir ki,

Başkanlık sistemine ’karşı olanların’ savundukları ‘şeyler(!)’ doğru değildir.

Neymiş… Efendim, kazanan her şeyi alır(mış)!

Kaybeden(ler) ise çeşitli gayri hukuki yollarla istikrarsızlığa yol açabilir(miş).

Bu mahfil(ler)in göremedikleri noktalardan biri de; Başkanlık seçimlerinin,

Kazananı ve kaybedeni net bir şekilde ortaya koymasıdır.

Yani başkanlık sisteminde, ne siyasi bir kargaşa…

Ne de güvensizlik oylaması/ koalisyon ile yönetim krizi oluşur.

Burada temel ilke: Halkın başkanını aracısız-direk seçmesidir.

Dolayısıyla başkanlık ‘Demokratik ve halkçı’ bir oluşumun içinden gelir.

Efendim! Bu başkanlık sisteminde, dinci-gerici- yobaz oluşum…

Daha da ilerisi ‘Sultanlık’ sevdasının geri gelmesi mümkün(müş).

‘Batı merkezli küresel güçlerin’ tetikçiliğine soyunanlar…

‘Siyonist’ yaşam felsefesinin kölesi olanlar…

Milletin var olma temel dinamiklerinden uzak kalanlar,

bu tür safsatalara inanabilir…

Tehlikeli ‘yapısal cepheleşmeyi’ körükleyebilir…

Kargaşa(lar)dan ‘nemalanacaklarını’ zannedebilirler.

O hain günlerde birileri(!) dehlizlerde…

Karanlık çıkmazlarda gizlenirken;

Milletin 15 Temmuz’da, ‘demokrasisine’ ölümüne sahip çıktığını…

Canını, ruhunu nasıl teslim ettiğini asla unutmamalıdırlar.

Bence CHP ve destekçilerinin kavga ve hırçınlıklarının ana sebebi:

‘Türk usulü başkanlık sistemidir!’

O zaman bu kavgayı ve hırçınlığı sonlandıracak olan da millettir.

Kısaca AK Parti ve MHP’nin dediği gibi:

Millete soracağız… Sormalıyız!

Yönetmeye talip olduğunuz millet ne derse o olmalı…

Yoksa ‘Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin…’ değil mi?